19 Kasım 2009 Perşembe

OLMAK MI, KIRMAK MI?

Temelden varsayımlama yapan benim diyelim, kırıp atıyorum çoğu şeyi. pas pas gibi kullanıyor,yırtıp atıyorum bazende. sevmez diyorum yapımında emeği geçeni, bu sanat. ilgi, alaka beklemek zor kızmadan. sertleşiyor bütün duygular. kızıyorsun giderek herşeye. ve burada benlikten kurtarıyor duygun. tek kanalize olabileceğin şey tehditin. kızmak hayat kurtarıyor oluk oluk akmayan kandan belki. kafesin içindekiler kızgın, sen kızgın. eller kanamayır ama. beynenkızgınlığın sanatına vuracak. vurmalıyım sanata. ve şiddetimin şiiri en güzel şekilde tokadınıatacak sana. sanatın hayatımızı kurtaracak.

25 Ağustos 2009 Salı

bir adam


bir adam var, kendini tanımlaması gerekirken, bizleşen;
o adam marcos.


şöyle demiş;

"marcos, san francisco'da bir eşcinsel, güney afrika'da bir karaderili, avrupa'da bir asyalı,san ysidro'da bir chicano yerlisi, ispanya'da bir anarşist, israil'de bir filistinli, san cristobal sokaklarında bir maya kızılderilisi, neza'da bir çete üyesi, ulusal üniversite'de bir rockçu, almanya'da bir yahudi, savunma bakanlığı'nda bir halk temsilcisi, soğuk savaş sonrası dönemde bir komünist, galerisi veya mevkii olmayan bir sanatçı, bosna'da bir barış taraftarı, meksika'daki herhangi bir şehrin herhangi bir mahallesinde bir cumartesi gecesi evde yapayalnız bir ev kadını, ctm'de bir grevci, arka sayfalara yer dolduracak haber yazmak zorunda bırakılan bir muhabir, gece saat 10'da metroda yalnız başına bir kadın, topraksız bir köylü, işten atılmış bir işçi, mutsuz bir öğrenci, serbest piyasa ekonomisinin tam ortasında bir muhalif, ne kitabı ne de okuyucusu olan bir yazar ve tabii ki meksika'nın güneydoğusundaki dağlarda bir zapatista'dır."

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Aksiyon, Aksiyondur.

Teorik olarak eylem halinde bulunmakla bulunmamak arasında, hareket farkı vardır. Hareketin nereden geldiğini kimse görmemeli ancak anlamlandırmalı. Göz açıp kapayıncaya kadar oluşacak bir eylemlilik. Hız, katkı sağladığı kadar faydalı. Gözle görülen bir farkındalık yaratmalı. Yazılar yazılmalı. Duvarlar bizim, yol tabelaları, trafolar ve otobüs durakları. Ve gökyüzüne yazmalı. Şimdi eylem zamanı.

9 Haziran 2009 Salı

Like her


telaffuzu zor günler,
gün gibi geçerdi bilinmeyen
çevirdin dilimize beni
göreceğim kadar yakınsın,
kan gibi kurgupıhtı.


tutamam, yudumsuz kalır bakışlarım.
açlığın yorduğu sek ve katı kaşların,
tutucu buldular hünerli geceyi.
uzundu gece evet.
sabahına geliyordun gülerek.

21 Mart 2009 Cumartesi

Boards of Canada

Can sıkıntısının otoriter olduğu gerçeğiyle yüzyüzesiniz. Herkesin belli periyotlarda yapacak herhangi bir şey bulamadığından yaşadığı bir durum. Tedavisiz bir hastalıktan bahsetmiyoruz dikkat arz ederim. Kıllandığı herhangi bir durumda septiklerin kralı olabilen insanoğlu, manasız şekilde sıkıntıya katlanmak zorunda kalıyor. Bir adam düşünün, dağ başında elektriksiz, postacısız, şarj aletsiz yaşıyor. Bazılarının antisosyal, bazılarının uygarlık dışı, çok azlarınında primitif diyeceği bu adam can sıkıntısı konusunda ne yapabilir. Uğraşla iştigal yapabileceği, biz uygarlık bağımlılarından daha çok şeyi var. Kalabalıklar içindeki biz, saniyede 2 kelime hızla mesaj yazabilme kaygısı taşırken, o adam sadece ve sadece hayatta kalma kaygısı taşıdığından, stress bazlı can sıkıntısına engel olabilir. Yaşamını sürdürebilme konusundaki kaygısı ise can sıkıntısı kaynağı olmaz, bilakis adrenalinle dolmuş bir bünyeyi yaşatma şevkiyle hayata tutunur. Avcılık, toplayıcılık, bitki üretimi, soğuktan korunma, gibi konvansiyonel diyebileceğimiz ve uygarlığın stresini azaltacağı aktiviteleri olabilir. Bizler; metroya yetişmek, tezi zamanında vermek, istihdam olunmak, kravat takmak, tayyör giymek gibi can sıkıntı kaynaklarıyla baş etmek zorundayız. Rekabet doğada da bulunan bir durum. Ancak şu an ki uygarlığın içindeki neokapital anlamda değil. Amaç yaşamak. Araç insan. Amacın araca tahakkümü söz konusu edilemez. Kralı öldürmek gerekir bazen. Kuralı koyan kraldır çünkü.

14 Mart 2009 Cumartesi

dayvan

insan nedir bilmez, ben de bilmiyorum bunu. kimdir, nedir? bir yerden gelen ilginç bir armoni insana. kusmak istediğin anı hatırladığında, güzel bir sabah ayak deymeleri. kim ki demiş; aslı Freud denen gereksiz zat'a kayıtlı; otoriteden üstün bünye, çarpıttığım cümle gibi yalan kendisi. farkettiğin şey bünye ile ilgili. insana Federico Aubele dinletip, ağlatır. bu duruma tırnak içinde güzel diyoruz. ben derim, gerisi çokta mantıklı değil mesela..

14 Şubat 2009 Cumartesi

Bugün

Bugün bir fenomen. alışveriş yapacak bir sürü insan tanıyorum. ilk önce onlarla konuşma gereği hissettim. ancak kafalarının dikine gitmeye ve "bugün bizim günümüz alışveriş yapar, sevdiceğimize hediye alırız" dediler. direndim. saygılı üslubumu sürdürdüm. zira benim de bir sınırım var. sakinleştirmeye çalıştılar. ben sizi uyarmıştım dedim. dediğimi hatırlamıyorum ama. sonra oradan bulduğum bir tahta sopa vasıtası ile, kafa ve vücudun diğer yaşamsal önem taşıyan yerlerine sakince vurdum. birkaç gün bu eylemi tekrarladıktan sonra rahatlamıştım. ancak cesetler kokmaya başlamıştı. durumdan şüphelenen septik komşum 911' i aradığını söyledi. ben de "aptal, türkiyedeyiz. hollywood beynini uyuşturmuş' diyerek boğazını kestim. ancak geç kalmıştım. zira yaptığı espri gerçekti. 155 imdat allahım polis ekipleri beni kıskıvrak yakalayarak, feci şekilde ele geçirdi. parmaklıklar ardından yazdığım bu yazıyı, alışveriş çılgınlığına katılmayan nonkonformist arkadaşlarıma adıyorum. istediğiniz kelimeden başlayabilirsiniz.

16 Ocak 2009 Cuma

kombine omuz

sağlığın bu kadar önemli olduğunu kavramak için hasteneye gitmenin gerekmediğine inanmaktayım. insanlar kendi bireysel düşüncelerini ortaya koymaksızın, maddi olarak kendi gelişimlerini, sağlık sektöründe yol aldırmaktalar. ben bunu yeni öğrenmedim. kimse benim yaşam garantim olamaz. sağlık; yakalayabildiğin gelişimsel refahın devamıdır. bu sayede insan durumun maddesel olmadığını hemen anlayabilir. ancak sistemsel evrim bunu asla kabul etmez. kapıda bekler ve ölmeyecek isen bana boğun eğeceksin der. bürokrasi gerçekten o kadar hızlı işler ki, anlamazsın. donup kalır insan. seni jurnalci zanneden birkaç sistematik güvenliği ekarte ederken, yakana yapışan yeşil gözlü ve trakya şiveli hemşireye boğun eğmezsin. kural, seni yıkmaya zorlamaz. sistem zorlar. bu elenmesi gereken evrimsel bir süreç değildir. bu kadar derin de değildir hiçbir şey. adam geçirmez. meraktan ölürsün. içeri sızarsın. korkudan ölürsün. gerçek sistemlilik açısından falsodur. zira insan hastahanenin günlük yaşantısal bir ortam olduğunu zanneder. hepimizin tepkiselliği bu yöndedir. durum kişisel eğitimden çok kolektif saygı maharetidir. her insan korkar, merak eder, içeri dalar, insan döver, sevinir, şaşırır. çok farklıdır. herşey yaşamsaldır. bu bakımdan bir gerek vardır öte çizgiye geçmemeye. ancak insanlara söylemezsek, hiçbir anlamı yoktur. geçeceklerdir. geçeceğimdir. kıyas kabul insandır.

10 Ocak 2009 Cumartesi

önemsezi

kimse anlamayabilir, bu doğal ve gerekendir. zaten anlamayan önemli olandır aslında. farkederiz hemen politik olan anlaşılmaz. politik olan bireysel amaçtır. latincedir. sankristçedir belkide. umur ve iştigal etmez. uygunluk açısından, bulunduğun kolektifle ilgilidir. seni, beni enterese etmez çoğu şey. kişisel olan bir bütünlük açısından egosaldır ama bir bütünü tanımladığından, saygı duyulur. kimsenin ezildiğinden veya sergilediği etkiden baz alınmaz, katkıladığı eylemsellikten baz alınır olmudu dünya iğrençleşir. açıkçası zaten küçüktü olduğumuz yer. şimdi daha da küçülüyor sanırım. bu bizim politikliğimizden kaynaklandığından söylemek gerekir; gitmediğimiz yerler için fikir yürütmemeli. sanrı olduğunu bildiğin servet; aile belki senin için. ama değil. hürmet etmeyeceğimiz kişiliklerimiz olduğu gerçektir. para ya da kredi geçmez. anca böyle anlarız bunu. bence bir pul, eder eksikişilik.