28 Eylül 2008 Pazar

ilginç

pearl jam der ki, neden benim olmadın? kolay bir soru ama başkalarının gökyüzünde, başkalarının yıldızı olmak esasen çok farklı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. ve duruma bakarsın bireysel olarak bir o kadarda libertal düşünmekteyim. yani durum şu; kul olduk bir kitaba, ama aynısından bende yazabilirim. komik belki bazıları için, bazıları beni öldürmekte isteyebilir... doğaldır. akıl saftır, saf bazda bir okadar metafiziksel ilerleyebilir. bu kişisel bakıştır. ben şunu düşünürüm; sabah kaltığımda gözümde ki çapaktır hayat. hayat okadar basittir ki. yaratana ihtiyaç duymaz aslında. kolaylığı paradan gelmez. çünkü insan ilk önce vardı ama ortada para ya da meta yoktu. unutmamak lazım bunu. küpe and the kulağa...

15 Eylül 2008 Pazartesi

downtempo




uzun bir yolculuktan sonraki ilk uyku. sarmaşıkların arasından geçen rüzgar sesi. sahilde günbatımına doğru savurduğun kum taneleri. çiçekleri koparttığın ilk an kokusu. gerçek kadın vücudu. şüphesiz sevgi umudu. hayalerin bittiği yerde başlayan gerçeğin huzuru. loş ışıkta utanıp,sıkılan çocuğun gururu. koşturan atların verdiği çoşku. ilkbaharda giden kışın hüznü. sonbaharda gelen kışın sevinci. toprağın kutsallığından mı onurlu, kanunsuzluğun asilliğinden mi? sorusu. her eve lazım bu durum. bir durum da değil aslında benim bok yemem birazcık ta. dumura uğramadan dinlenen müziğin insan vücudunda ki iyi, güzel ve şerefli etkileri, bir güzelin peşinden giden kazanovanın hissettikleri gibi. loş ışık. dumanlı hava sahası. güzel bir panik atak. özgür irade ve yavaş salınımlı ritmik yaşam tarzları. gün batmaz bazen, o günlerde bu günden dolayı.

6 Eylül 2008 Cumartesi

bulanık olduğunu okumadan anlarsın yazısı


"kumar oynanmaz, oynatırlar" demişti birisi bana. neden diye sormadım tabi ki. oynatmak fiilini çekemem hiç. açıkçası bu insan kendini mafya sanıyordu herhalde. sicilyadayken ekmeğe zeytin yağı banardık demesini beklerdim. ama tanımıyordum ve kendimi adamdan birşeyler beklerken bulmuştum. otobüsteydik. hemen ellerini havaya kaldır şimdi sana minör 3 eşliğinde haklarını okuyacağım dedi. kanıksadım. kendimi kuş gibi hafiflemiş hissetmeye başlarken, ticari boyut kazanacağından marka ismi veremem diye yanıtladım, bana sormaya çekindiği o muazzam soruyu. dedi ki; muazzez bir insan sen, neden senede bir gün? eskiler zevk geciktirmeyi adetten sayarlar, ondandır dedim. hızlıca ekarte ettiğim yabancı, soğuk ama kazanılmış zaferin sevinci gibi bakışlarıyla, aramızda ki takip mesafesini korudu. kendimi buruşturulup yere atılan bir kadavra gibi hissetiğimin farkında değildim. ben ki varlıklı bir aileden olma, çengiler doldurması, zaanat külliyesi mezunu miralay, o dur ki adının ilk harfiyle dedi oku. oku ki gelesin yalnızlık pınarına, içesin iki kadeh abe dedi. anlağım kadarıyla trakyalıydı. sevincimi belli etmemek için kaslarımın david fincher filmlerinde de olduğu gibi asitle dolmasını, kasım kasım yardırmasını bekledim. 10 kasımdı, sirenleri dinlerdim dedi. utandım. buruşuk yüz hatlarını sanki daha bu sabah botox yaptırmış, 20 yaşında oğlan delisi kalantor karılar gibi gerdi. ben dedi yabancıyım belki ama 6 ay daha kalırsam vatandaşlık alıyorum. gerim gerim gerildim. çok uzaklardan gelen postacı teri sinmiş mektuplar gibi şendi beraber uyandığımız sabahlar. bunu duyan kumarbaz, bilge bir şahin kanadı gibi sağa sola ben diyeyim 30, sende 40 metrik sistem ölçüsünde açıldı. ağladım. güzel bir günü gerilime bağladım.

4 Eylül 2008 Perşembe

kayıp

anlamadığım durum oldu. olduğumuz veya olduğumu hissettiğim dürtüler geldi bana ya da bize. kuşatılmış gibi hissettim bazen. bazen dedim ki; bu ne ya, ben gayet hissedenim. hissedarlar sarmıştı etrafımızı. farketmedik. biz. biz ki, orta asyadan anadolu, biz ki elektronik. ve devinim. körelttiler. fark edemedik hiç birini. son derece akademik yaklaştılar. benim üzüldüğüm şu; kolaydı, yaklaştım, yakamı sıyıramadım. biz ki, hengame ve ortayı bulan yine de. her zaman saygılı, ama kanunsuz bir biçimde. hükmedeyen tek şey belki de bize, saf kan kadın kokusu. kurallı ve fermante. uyumlu, güzel kokulu, sarmaşık gibi saran kurallar kitabı. 'aman' dedim bazen. hiç işe yaramadı açıkçası. kurduğum hayalleri, çocukken oynadığım oyun gibi şekillendirdi kendisi. o da bunun farkında değil. bilmiyorum sonu ne. genel yargı der ki, o gider. gelmez. Kafka der; kim geldi ki, gitsin?. sorun mu bu? yoksa sorun ben mi? ben mi bu ? giderek içtik sanırım ve de denedik uzanmayı. ulaşamadığımız yere uzanmak gibisi yok bence. vardığında oraya, 'gelsene bi' dediğin an. andır senin için. gelmiş ya da gitmiş. aslına bakarsan önemli değil. zaten katlettiler bizi. düşünürsen biz kim? geçmiş olsun. artık onlardansın...