6 Eylül 2008 Cumartesi

bulanık olduğunu okumadan anlarsın yazısı


"kumar oynanmaz, oynatırlar" demişti birisi bana. neden diye sormadım tabi ki. oynatmak fiilini çekemem hiç. açıkçası bu insan kendini mafya sanıyordu herhalde. sicilyadayken ekmeğe zeytin yağı banardık demesini beklerdim. ama tanımıyordum ve kendimi adamdan birşeyler beklerken bulmuştum. otobüsteydik. hemen ellerini havaya kaldır şimdi sana minör 3 eşliğinde haklarını okuyacağım dedi. kanıksadım. kendimi kuş gibi hafiflemiş hissetmeye başlarken, ticari boyut kazanacağından marka ismi veremem diye yanıtladım, bana sormaya çekindiği o muazzam soruyu. dedi ki; muazzez bir insan sen, neden senede bir gün? eskiler zevk geciktirmeyi adetten sayarlar, ondandır dedim. hızlıca ekarte ettiğim yabancı, soğuk ama kazanılmış zaferin sevinci gibi bakışlarıyla, aramızda ki takip mesafesini korudu. kendimi buruşturulup yere atılan bir kadavra gibi hissetiğimin farkında değildim. ben ki varlıklı bir aileden olma, çengiler doldurması, zaanat külliyesi mezunu miralay, o dur ki adının ilk harfiyle dedi oku. oku ki gelesin yalnızlık pınarına, içesin iki kadeh abe dedi. anlağım kadarıyla trakyalıydı. sevincimi belli etmemek için kaslarımın david fincher filmlerinde de olduğu gibi asitle dolmasını, kasım kasım yardırmasını bekledim. 10 kasımdı, sirenleri dinlerdim dedi. utandım. buruşuk yüz hatlarını sanki daha bu sabah botox yaptırmış, 20 yaşında oğlan delisi kalantor karılar gibi gerdi. ben dedi yabancıyım belki ama 6 ay daha kalırsam vatandaşlık alıyorum. gerim gerim gerildim. çok uzaklardan gelen postacı teri sinmiş mektuplar gibi şendi beraber uyandığımız sabahlar. bunu duyan kumarbaz, bilge bir şahin kanadı gibi sağa sola ben diyeyim 30, sende 40 metrik sistem ölçüsünde açıldı. ağladım. güzel bir günü gerilime bağladım.

Hiç yorum yok: