15 Aralık 2008 Pazartesi

Ateşi Görmek


6 aralık gecesinden beri bir takım kendini bilmezler güzelim akropolis'li atina ve birçok şehirde, eylem, yakıp yıkma, işgal gibi şiddet soslu haylazlıklar yapmakta. bizde bunun sebebinin ne olduğunu anlayamadık. açıkçası çok düşündüm ama en ufak bir neden bulamadım. bunlara desek şimdi arkadaşın kendi okulunu işgal etti diye sen de edermisin? sanırım bunlar holigan futbol taraftarları. tam çözemedik ülke basını ve insanları olarak. belki de noel i kutluyorlar. kim bilir. ben açıkçası teğet geçen krizle çok mutluyum. seviyeli bir beraberliğimiz var. http://www.internationala.org/index.php?ind=news&op=news_show_single&ide=324 adresinden taaa karşı kıyıdan gelmiş bayram mesajını okuyarak hayatınıza 3 dakikalık bir heyecan katabilirsiniz.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Human History for Idiots


bir kişinin kendi kendine gelmesiyle oluşan gelmelere, kendinden geliş adını veriyoruz. bu tür eylemlilikler, evrensel bazda çok bir şey ifade etmez. bireyseldir. midyeler denizden pilavla çıkmazlar bile. böyle bir durum da vardır. insan gerçekten hayrete düşüyor bazen. insan hayatı ne kadar ilginç diye. kaç kere gizli gizli burun karıştırdığımızı düşünsek. ya da herhangi bir sıra varken, kenardan kenardan önlere doğru yardırdığımızı düşünsek. bireysellikten uzakta, ya kendini tatmin, ya da zeka pırıltısı zannedilen öncüllük hareketleri. uzaktan kumanda diye tabir edilen nesnenin sabit bir noktaya vurularak, pilinin yeniden şarj olacağını zanneden yine insanoğlu değil mi. kimbilir birgün inanıyorum hala. bir midye, ufacık bir kum tanesini inciye çevirebiliyorsa, pilavada çevirebilir. bu hayal gücünden öte, istenç bence. midye, bunu kafasına koymalı, bende ona gereken desteği göstermeliyim. bu aslında bu kadar basit. ekstrem bir örnekte değil açıkçası. açlığın vurduğu tokat dünyada milyara ulaşırken, hala gizli güçlere inanılıyorsa. masa üstünde dursun diye tasarlanan saatlerin, insanların uzuvlarını kopartacak güçlülükte bombalara dönüştüğü bu dünyada, hala yolda saati sorana cevap veriliyorsa, insanlık tarihi gerçekleri tam anlamıyla yansıtıyor demektir. bundan şüpheniz olmasın değerli pank arkadaşlar. yalnız burada ince bir nokta bulunmakta. insanlık tarihi hoş ve güzel. ancak hiçbir ders çıkarılmamış bu uzun ve güzel tarihten. aynı savaş, aynı devrim, aynı açgöz, aynı saf. netice itibariyle bu güzel tarihte leke gibi duran yaşanmış kötü şeyler değil. hala yaşanılıyor olması.

15 Kasım 2008 Cumartesi

artık

kural gibi cümlelerin içinden sıyrılan bir hoyrat kum tanesi misali... komik cümle ben de farkındayım. edebiyat aslında bu cümle üstüne kurulu. bence. kimbilir, farklı düşünmek gelişimsel birşey. bu yüzden karşı koyamam. koymakta istemem açıkçası. kamçatka yarım adası ve ben. uzun bir süreç. güzel günlerin geçeçeği güzel yer. belki çok kötü. ortasının olmaması lazım. kural koyanlar bununla beslenir. ortası yok. ya güzel. ya da kötü. kral bile olsan seçersin. güzel cariye, hangisi diye. komutan ol ölürsün en başarılı şekilde. sen seçmesen bile. olursun bir şeyin markası. mesela bir devletin. mesela bir moda. bir marka. olmamamız imkansız. imkansız olmayan ise nefes ve gerçek ruh. eleştirel değil. ya da metafiziksel. sadece antiotoriter...

8 Kasım 2008 Cumartesi

geniş

buralarla alakası olmayan bir gün. uyandığın, üzerine dışarı çıkmak için giyindiğin kıyafetlerle dolu bir gün. tekstil sektörü, farmakoloji ve bireysel sabah yüz yıkama seansları. sabahları uyanmak kadar doğaldır, antidepresan kullanmamak. ticari kaygılardır sorunlarımız. ruhani birşey beklemiyorum kimseden. farkında olmadan birey konumuna veya kıstırdığı yerde, insan statüsüne erişmek. istediğim bu. saat, okul, iş, kıyafet, barbekü, mangal başı, tramvay gibi şeyler değil. anladığımız sadece kişisel gereksinimler. anlamadığımız; bunların elimizde olması. birey, akıllı ya da akılsız, eğitimli ya da eğitimsiz. yaşa. bakalım kim kime öğrenci kartı soracak...

4 Ekim 2008 Cumartesi

makro

bireysel bazda düşünüldüğünde, insansı saygı çok önemli. sadece şu noktada dikkat toplamak istiyorum; kurumsal, kollektif veya toplumsal ne derseniz deyin, bu saygı kod adlı arkadaşımız bu kadar değer arz etmemekte. bunun çeşitli sebepleri sayılabilir hemen. konumuz bu değil. tinsel olsun ya da nesnel bir bağ oluşturduğumuz insanlar her zaman bizden (bireysel olarak) uzaklaşır. Freud okunur, Spinoza ezberlenir hatta Foucault'a tapılır. sorun belki de burada başlamakta. kendi öznel düşünümümüzü bireylerin tavrına göre yargılamaktayız. bu bence kuşku uyandırmakta. bariz bir şekilde asla kendi öznel oluşumu yansıtamamakta ve bu yüzden yeniden yaratımın arkasında kalmaktatız. bu suç değildir. kişisel görüş ve eleştirdiğim şeyin aynısı yapmaktır. ama fark burada meydana çıkmakta saygıdeğer pank basın mensupları.! kral, yaratıldığından dolayı kraldır. oluşup geldiğinde ise gördüğümüz ta kendimiz. kral yok. düşünce var olduğundan beri, yani bu ilk insanla özdeş bir kavram, özgür olan düşünce değil; insan... altını çizmeme ve sistemi eleştirmeme gerek yok sanırım. bireysel liberterliğimden ödün vermek istemem açıkçası. yıh.

28 Eylül 2008 Pazar

ilginç

pearl jam der ki, neden benim olmadın? kolay bir soru ama başkalarının gökyüzünde, başkalarının yıldızı olmak esasen çok farklı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. ve duruma bakarsın bireysel olarak bir o kadarda libertal düşünmekteyim. yani durum şu; kul olduk bir kitaba, ama aynısından bende yazabilirim. komik belki bazıları için, bazıları beni öldürmekte isteyebilir... doğaldır. akıl saftır, saf bazda bir okadar metafiziksel ilerleyebilir. bu kişisel bakıştır. ben şunu düşünürüm; sabah kaltığımda gözümde ki çapaktır hayat. hayat okadar basittir ki. yaratana ihtiyaç duymaz aslında. kolaylığı paradan gelmez. çünkü insan ilk önce vardı ama ortada para ya da meta yoktu. unutmamak lazım bunu. küpe and the kulağa...

15 Eylül 2008 Pazartesi

downtempo




uzun bir yolculuktan sonraki ilk uyku. sarmaşıkların arasından geçen rüzgar sesi. sahilde günbatımına doğru savurduğun kum taneleri. çiçekleri koparttığın ilk an kokusu. gerçek kadın vücudu. şüphesiz sevgi umudu. hayalerin bittiği yerde başlayan gerçeğin huzuru. loş ışıkta utanıp,sıkılan çocuğun gururu. koşturan atların verdiği çoşku. ilkbaharda giden kışın hüznü. sonbaharda gelen kışın sevinci. toprağın kutsallığından mı onurlu, kanunsuzluğun asilliğinden mi? sorusu. her eve lazım bu durum. bir durum da değil aslında benim bok yemem birazcık ta. dumura uğramadan dinlenen müziğin insan vücudunda ki iyi, güzel ve şerefli etkileri, bir güzelin peşinden giden kazanovanın hissettikleri gibi. loş ışık. dumanlı hava sahası. güzel bir panik atak. özgür irade ve yavaş salınımlı ritmik yaşam tarzları. gün batmaz bazen, o günlerde bu günden dolayı.

6 Eylül 2008 Cumartesi

bulanık olduğunu okumadan anlarsın yazısı


"kumar oynanmaz, oynatırlar" demişti birisi bana. neden diye sormadım tabi ki. oynatmak fiilini çekemem hiç. açıkçası bu insan kendini mafya sanıyordu herhalde. sicilyadayken ekmeğe zeytin yağı banardık demesini beklerdim. ama tanımıyordum ve kendimi adamdan birşeyler beklerken bulmuştum. otobüsteydik. hemen ellerini havaya kaldır şimdi sana minör 3 eşliğinde haklarını okuyacağım dedi. kanıksadım. kendimi kuş gibi hafiflemiş hissetmeye başlarken, ticari boyut kazanacağından marka ismi veremem diye yanıtladım, bana sormaya çekindiği o muazzam soruyu. dedi ki; muazzez bir insan sen, neden senede bir gün? eskiler zevk geciktirmeyi adetten sayarlar, ondandır dedim. hızlıca ekarte ettiğim yabancı, soğuk ama kazanılmış zaferin sevinci gibi bakışlarıyla, aramızda ki takip mesafesini korudu. kendimi buruşturulup yere atılan bir kadavra gibi hissetiğimin farkında değildim. ben ki varlıklı bir aileden olma, çengiler doldurması, zaanat külliyesi mezunu miralay, o dur ki adının ilk harfiyle dedi oku. oku ki gelesin yalnızlık pınarına, içesin iki kadeh abe dedi. anlağım kadarıyla trakyalıydı. sevincimi belli etmemek için kaslarımın david fincher filmlerinde de olduğu gibi asitle dolmasını, kasım kasım yardırmasını bekledim. 10 kasımdı, sirenleri dinlerdim dedi. utandım. buruşuk yüz hatlarını sanki daha bu sabah botox yaptırmış, 20 yaşında oğlan delisi kalantor karılar gibi gerdi. ben dedi yabancıyım belki ama 6 ay daha kalırsam vatandaşlık alıyorum. gerim gerim gerildim. çok uzaklardan gelen postacı teri sinmiş mektuplar gibi şendi beraber uyandığımız sabahlar. bunu duyan kumarbaz, bilge bir şahin kanadı gibi sağa sola ben diyeyim 30, sende 40 metrik sistem ölçüsünde açıldı. ağladım. güzel bir günü gerilime bağladım.

4 Eylül 2008 Perşembe

kayıp

anlamadığım durum oldu. olduğumuz veya olduğumu hissettiğim dürtüler geldi bana ya da bize. kuşatılmış gibi hissettim bazen. bazen dedim ki; bu ne ya, ben gayet hissedenim. hissedarlar sarmıştı etrafımızı. farketmedik. biz. biz ki, orta asyadan anadolu, biz ki elektronik. ve devinim. körelttiler. fark edemedik hiç birini. son derece akademik yaklaştılar. benim üzüldüğüm şu; kolaydı, yaklaştım, yakamı sıyıramadım. biz ki, hengame ve ortayı bulan yine de. her zaman saygılı, ama kanunsuz bir biçimde. hükmedeyen tek şey belki de bize, saf kan kadın kokusu. kurallı ve fermante. uyumlu, güzel kokulu, sarmaşık gibi saran kurallar kitabı. 'aman' dedim bazen. hiç işe yaramadı açıkçası. kurduğum hayalleri, çocukken oynadığım oyun gibi şekillendirdi kendisi. o da bunun farkında değil. bilmiyorum sonu ne. genel yargı der ki, o gider. gelmez. Kafka der; kim geldi ki, gitsin?. sorun mu bu? yoksa sorun ben mi? ben mi bu ? giderek içtik sanırım ve de denedik uzanmayı. ulaşamadığımız yere uzanmak gibisi yok bence. vardığında oraya, 'gelsene bi' dediğin an. andır senin için. gelmiş ya da gitmiş. aslına bakarsan önemli değil. zaten katlettiler bizi. düşünürsen biz kim? geçmiş olsun. artık onlardansın...

28 Ağustos 2008 Perşembe

böyle düşünür liberter erkek

insansız uçan ilk insan olmak istiyordum dün gece yine. tabii ki de sorunum şuydu; düşünmeye başladığım anda yiyordum küsküyü sırtıma. karar alamadım hiçbir şekilde uzun süre. karar verdirttiler. zorla hayvanat bahçesine götürdüler beni ve bizi yıllarca. porsümüş, aptallaşmış güruh-u alemi gezdirttiler. sevdik hepsini zoraki. korkuttular hep sevmezsen, sevilmezsin diye. çok zamanımızı çaldı bu yosmalar. habersiz gelirlerdi. pazara kadar gitmezlerdi. kültablaları hep dolu kalırdı, odanın içi zift kokardı. koltuk altlarını özenle alırlardı ama. ona lafımız olmadı. küçücüktüler hep. elleri küçük. küçük gözler. minik göbek delikleri. oryantasyon tadında ayak üstü laflamalarımız. güzel geçerdi, kötü biten günler. günler kötü mü, iyinin kötüsümü? sormazdık onlara hiç böyle şeyler. hergün ama hergün gelmeye başladılar en sonunda. korkularımızı emdiler. bizi bizle bırakmadılar. alıştırdılar kalabalığa. sonra tekrar geldiler. bilerek kurduğum devrik cümleleri düzelttiler. sakal traşı olmamı emrettiler. her doğum gününü hatırlattılar bize, ve ya iğrenç yıl dönümünü. uzattıkça uzattılar meseleleri. sonuca vardırmadılar. bazen çok üzüldük, bazen çok seviştik. daha daha sonra, gelmeden gelmeye başladılar. anladık ki hiç gitmemişler. gideni de hiç sevmemişler. hergün gelmediler. hergün sevmediler. biz oldular artık. sıkıldık.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

mogwai


ilginç bir tasarımın müziği bu. mutlu insanlar için mutlu şarkılar yaparlar. mutlu kelimesi burada sıfattan ziyade özel isim mi ? diye sorulabilir aslında. Güçlü duygular yok damarlarındaki kanda. Güncel ukalalıklarda. Şaman değil bu insanlar. Kural ya da kanun gibi ayrım koymamışlar notalara. Bilim gibi değil. Veya prosedür. Dinlemek çoğu zaman ödev gibidir. Bitirmeden uyuyamıdığın kitaplar gibi. Zorunluluktan değil. Kalbine iyi gelir belki. Sızdıktan sonra rüyalı geçen bir r.a.m. gibi. Evvel zaman korkakları bu kişiler. Uzaktalar. Duyuyorlar farklıyı. Bize dinletmeleri de belki bu yüzden. Kurtarıyorlar spontanlıktan.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

zamanlı

anlık bir duygu bu. şu an senin yaşadığın, ya da benim. kimse bilemez açıkçası. uzun uzun düşünmek gerekir kirli sayfaları okurken. bazısı günlük tutar, bazısı organını tutar. bilinmez. gereksiz bir yapılandırma sonucu oluşan bu kitle, cumhuriyet savunur, dikta eder. kralla yatar, libertal kalkar. anlamsızdır. anlam yüklemek, neandertal olabilmektir belki de. kimse bu kadar basit düşünmez. bazen düşünüyorum, primitif olmalımıydım diye. saçma. o kadar gelişmedim ki, o durumu düşüneyim. ben anca kendi kendimi yok edeyim. bu kadar basit. para bende, beni öldür. yaşasın kapitalizm. oley.

12 Ağustos 2008 Salı

ansız

yüksek tepelerden bakmamızı sağlayan, güzel camekanlı gökdelenlerimiz var. çabukcak alıştırıyor karma ekonomiye sağolsunlar, güzel para, güzel kanla kazanılıyor. çocuk kanının tazeliği, vampirlik güdülerini törpülüyor, kalın enselilerin... ömrümüzden ömür gitmez, merak buyurmayalım. hiçbir aksiyona girmeyiz biz bundan sonra, dediler bize hep. 5 kuruşa satıldı ağaç, paraya döndü rüzgar. kuzeyin doğusu mu savaşa giren, dünyanın eliptik yavşaklığımı ?bilemedim. kan sıçrarken yüzüme yazamam. çığlık atanlar oynuyorlar zannediyorsun. üzüldüm. akademik kariyeri olan bir savaş bu. belli ki tezini yazacak bu sene. yinede göklere yazabiliriz kocaman bir şekilde. eridi ama sönmedi daha bu küre... isyan bedava. hayal etmek bedava...

9 Ağustos 2008 Cumartesi

taze

şimdi derler, bu durum çok şiddet dolu. dolu olan insan, şiddetin bir şuçu olduğuna inanmıyorum. bu durumla ilgili şu söylenebilir; insan dolu ki şiddet ve hırs barındırır. hırs ve şiddet barındırır ki, düzene ayak uydurur. uydurur ki şiddete meyil kazanabilmesi meşrulaşır. bundan yola çıkıp, sistem eleştirmek işim değil. yolabakar, sağa ve sola, geçerim. gidip bir hamağa uzanırım. işim değil. ince elemek gerekmemekte. sık sık rahatlamalı ve çeşitli yerelleşme yolları üzerinde tartışmalıyız.

güzel

görecelik ve şekilsel amaçla yazılan bir kelimeden öte açılım. gün görmemiş yerlerimiz var ve güzel olmayabilir. belki de, bu durum bazen bilimin arkasından ilerlememizi söylüyor olabilir. kim bilir? saçma olduğu kadar anlaşılabilir de ayrıca. çirkin. bir kadeh içki. hac. ters haç. belli ki burda değiliz. sarmalanmış bi rahatlama iç güdüsü, alıyor, rahatça gidiyoruz. gitmek, rahat ama uzun. yol ve uyuşukluk. aynı anda...